Yazar ve yönetmen Gökhan Erarslan: “Kurbanlar ve Faillerin Kim Olduğunu Bulmak Seyirciye Kalsın”

Yazar ve yönetmen Gökhan Erarslan ile yeni oyunu “Orijinal Günahlar” ve “GestusArt” hakkında keyifli bir röportaj yaptık.

Yazar ve yönetmen Gökhan Erarslan: “Kurbanlar ve Faillerin Kim Olduğunu Bulmak Seyirciye Kalsın”
Yazar ve yönetmen Gökhan Erarslan: “Kurbanlar ve Faillerin Kim Olduğunu Bulmak Seyirciye Kalsın”
+1
Haber albümü için resme tıklayın

Yazar ve yönetmen Gökhan Erarslan: “Kurbanlar ve Faillerin Kim Olduğunu Bulmak Seyirciye Kalsın”

Ülkü Menderes: Merhaba,   yeni oyununuz hayırlı olsun. “ Orijinal Günahlar”, sahnede. Oyun hakkındaki yorumlar çok güzel. Siz, oyun hakkında ne söylemek istersiniz?

Gökhan Erarslan: Ben “Orijinal Günahlar” oyununu 2017 yılında yazmıştım. Yazdıktan iki yıl sonra 2019 yılının sonlarına doğru sahnelemek kısmet oldu. Dört genç oyuncu arkadaşımla beraber ve yine üç genç müzisyen arkadaşımla provalara başladık. Aslında kadromuz geniş sayılabilir. Bu işe gönül veren, emek veren, sadece sahnede olanlar değil sahne arkasında da pek çok arkadaşımız var. Bizim her şeyden önce yapmak istediğimiz şey şuydu: Derdimiz vardı bizim ve bu derdi aslında sahnede ifade edebilmekti. İyi bir tiyatro oyunundan ziyade niyetimiz, derdi olan, toplumsal bir sözü olan, bu ülkenin gerçeklerine dair bir şeyleri sahnede ortaya koyabilmekti. Bu amaçla hepimiz bir araya geldik ve ardından provalara başladık. Yaklaşık iki ayı geçen bir prova sürecimiz oldu. Hikâye sonunda da oyun seyirciyle buluştu.  

Ülkü Menderes: Aşina olduğumuz ve neredeyse kanıksadığımız olayları sahneye taşıyor ve gerçekleri seyirciye, olayları yaşayan kişilerin gözüyle gösteriyorsunuz. Geçen sene sizin yazıp yönettiğiniz “Etik Nedir?” isimli oyun sahnelerdeydi, bu sene de yine sizin yazıp yönettiğiniz “Orijinal Günahlar” isimli oyun sezona perdelerini açtı. “Etik Nedir?” oyununda karakterin bulunduğu durumla ve kendisiyle olan çatışmalarını görmüştük. Bu oyunda da dört ayrı karakterin, aynı şekilde bulundukları durumu ve kendi yaptıklarını sorguladıklarını görüyoruz, hatta oyunun bazı yerlerinde seyirciye de sorgulatıyor. Bu oyunda hedeflediğiniz neydi?

Gökhan Erarslan: Çoğunlukla tiyatromuzda, duygusal yönleriyle karakterlerin seyirciyi derinden etkilemeye çalışması daha baskın. Daha benzetmeci bir tiyatro temsilli var. İlizyonun kurulup seyircinin buna kapılmasını sağlamaya çalışmak, karakterle seyirci arasında bir duygusal bağ kurdurmak ve bu bağla beraber karakterlerin hissettikleri ile seyircinin aynı anda bir etkileşim göstermesini amaçlamak temel kıstas. Biz bunu yer yer, belki bazen an an yarattığımız olsa da aslında genel ölçekte yapmak istediğim şey, daha çok seyirciye bir şeyleri düşündürmek ve bu bağlamda tercihimiz bizim açık biçimli çağdaş bir yorumla oyunumuzu sahneye getirmek oldu. Yani seyirciye daha çok bir şeyleri sorgulatmak, ulusal bir yönelimle sahnede izlediklerine dair bir değerlendirme yapmasını sağlamaya çalışmak, mümkünse bunu sadece oyun bittikten sonra birkaç dakika içinde değil de hayatının diğer geri kalanında da bunu düşünerek hareket etmesini sağlamak aslında temel niyetimizdi. Bu bağlamda biçimsel olarak biraz farklı bir durumumuz var. Yani karakterler, kendi başlarından geçen hikayeleri anlatırken, onların yaşadıkları hikayelere benzer hikayeleri aslında bizim de yaşıyor olduğumuzu bilerek hareket ediyoruz sahnede.

Ülkü Menderes: Harika... Bence gayet de başarılı olmuşsunuz. Oyunda kurban ve failler yer değiştirmiş gibi görünüyor. Yani kim kurban, kim fail anlamak oldukça güç. Bu sebepten mi adı “Orijinal Günahlar”, ya da  neden “Orijinal Günahlar”?

Gökhan Erarslan: Aslında temel bazı kurallardan ya da yargılardan yola çıkarak ben, bu oyunun adını “Orjinal Günahlar” olarak koydum. Bütün semavi dinlerin önceliği “Öldürmeyeceksin.” emriyle düstura ederler. Fakat kutsal yaşam hakkını birinin elinden olarak cinayet işleyen bir grup insanın hikayesini biz burada görüyoruz. Son epizottaki karakter, kendini savunurken zaten bunu ifade ediyor. "Biz  kanun dışı bir şey yaptık. Ahlak dışı, din dışı..." diyor. Ama şu an çağdaş hukuk bize bunu niye yaptığımızı soruyor ve biz aslında bütün bu kurallara karşı duruşun ortalama hikayesini sahneye getirmek istedik. Ben hakikaten herkesin orijinal günahları olduğunu düşünürüm. Bu arkadaşlarınki de cinayet işlemek. Aslında şöyle bir durum da var, bizim burada bireylerin üzerinden değil de daha sistemsel bir karşı duruşu ifade ederek bu eylemi gerçekleştirdiklerini gösteriyoruz. Yani oradaki öldürülen insanlar bir birey olarak değil, aslında bir kapital sistemin kendisi olarak varlar ve onu temsil ediyorlar. Bu cinayetleri işleyen insanlar da o sisteme karşı bir duruş sergilemek amacıyla bunu gerçekleştiriyor. Ama tabii ki tek başına ve yalnızlar. O yüzden bu suçun cezasını da mahkemenin huzurunda çekecekler mi, çekmeyecekler mi bu seyircinin vicdanına kalmış. Failleri ve kurbanları bulmak seyirciye kalsın.

Ülkü Menderes: Oyunda her karakter kendi günahını itiraf etmeden önce bir kovanın içinde yüzünü yıkıyor. Bu bir günahlardan arınmaya çalışmak ya da işlediği suçun şokundan sıyrılabilmek için yapılan bir eylem mi? Bu eylemle tam olarak ne anlatmak istediniz?

Gökhan Erarslan: Aslında her ikisi de. Karakter için yaşanılan hadisenin akabinde ortaya çıkan şok durumunun bir tezahürü ama karşı cepheden onları izleyen bizler için yani bir nevi yargıç durumundaki bizler için o eylem bir arınma metaforu. Tabii yazılı metinde böyle bir durum yok. Biz bunu provalarda ortaya çıkardık. Rejinin içinde ortaya çıkardığımız bir durum oldu ama karşılık buldu. Hem oyuncular kendi hikayelerine geçmeden önce bu anı dolu dolu yaşamayı sevdiler ve karakterin, hazırlık ve geçiş süreci içerisinde de bu durumu doğru kullandılar, hem de seyirci onların arınma ihtiyacına karşılık gösterdi, her ikisi de gerçekleşti.

Ülkü Menderes: Oyunun afişi çok orjinal olmuş. İsmine uyumlu olmuş daha doğrusu. Ama film afişine benzemesi de çok ilginç. Her karakterin arkasındaki fon o karakterin hikayesini anlatıyor gibi görünüyor. Günümüz insanını anlattığı için mi böyle bir afiş tercih ettiniz yoksa " Neden bir tiyatro afişi, bir film afişi gibi olmasın?" diye mi düşündünüz?

Gökhan Erarslan: Ben tiyatro afişlerin çoğunu beğenmiyorum. Biz tasarımcı arkadaşla beraber kafa kafaya verdik. Ben ona nasıl bir şeyler istediğimi anlattım, kendisi de benim hayalime uygun, en doğru afişi bize tasarladı. Hakikaten çok başarılı bir tasarım oldu ve dikkat çekici oldu. Ben yazarlık derslerinde ilk kural olarak “Seyirciye ne vaat ediyorsunuz? Bu vaat oyunun adıyla başlar konusuyla devam eder, her şey vardır bu vaadin içinde afişte aslında bir vaattir.” diye öğretirim. Dolayısıyla bizim afişten, oyunun adından, temadan, konudan yola çıkarak aktardığımız her şey seyircinin ilgisini cezp etti. Bu da bizim açıkçası işimize yaradı. Hayır. Öyle düşünmedim. Film afişi zannedenler de çok oldu. Çoğu zaman bunu duyuyoruz. Hatta çok mesaj aldık. Hangi sinemada oynadığını soruyorlar. Günün birinde umarım filmini çekeriz.

Ülkü Menderes: Oyun karakterleri biraz önce de dediğim gibi çok aşina olduğumuz içimizden insanlar. Hatta bazen üçüncü sayfa haberleri diye tabir ettiğimiz olaylar. Kocasından şiddet gören bir kadının, inşaat işçisinin, maden faciası yaşayan bir mühendisin, satış yapmak zorunda olan bir satış görevlisinin yaşadıklarında günümüz sorunlarının neredeyse çoğuna değinmişsiniz. Sizce günümüzün en önemli sorunu nedir?

Gökhan Erarslan: Günümüzün en önemli sorununu iletişimsizlik olarak düşünüyorum. Ama bu iletişimsizlik sadece insanların kendi aralarında geçinememesi ya da doğru iletişim kuramamasıyla alakalı bir durum da değil. Maalesef bu meselenin çocukluktan başlayarak süregelen bir süreç olduğunu düşünüyorum. İnsanlar doğru iletişim kurulabilselerdi belki bizim anlattığımız hikayeler bu kadar kötü sonla bitmeyebilirdi ya da birileri başka birilerini ezmeye çalışmazdı, hakkını doğru bir şekilde tastamam öderdi. Fakat maalesef günümüz çağdaş toplumunda bu pek böyle olmuyor. Hakkını alabilmek için çoğu zaman savaş veriyorsun. Kamuda ya da özel sektörde çalışan pek çok insan mağdur. İşsizlik aldı başını gitti. Ekonomik darboğaz insanları büyük bir buhrana sürükledi. Yakın zamanda intihar vakaları peş peşe arttı ki o bile başlı başına bir oyun konusu. Bakıldığında bütün her şeyin aslında bir iletişimsizlik sonucu ortaya çıktığını düşünüyorum.   

Ülkü Menderes: Oyunda hem düşünüyor hem de gülüyoruz. Bu aslında, ağlanacak halimize gülmek gibi bir durum. Acıların güldürerek sahnelemeyi seviyor musunuz?

Gökhan Erarslan: Biraz öyle biraz da Brechtyen bir üslup var tabii ki oyunda. Brecht, tiyatroda insanların, evet bir şeyleri düşünmesinin arzu etmiş, epik bir yorumla, antikapitalist, antifaşist, anti militarist oyunlar yazmış fakat bununla beraber tiyatroya gelen seyircinin eğlenmesi gerektiğini de söylemiş. Biz bu hikayeleri kara komedi ile sahneye taşıyoruz. Bunun tam tersini de yapabilirdik. Ağır bir dramla da bunu sahneye taşıyabilirdik ki, seyircilerin çoğu aslında çok trajik, çok ağlaya ağlaya izleyecekleri bir oyuna geldiklerini düşünüyorlar. Hatta o yüzden belki de alışana kadar bir süre tepki göstermiyorlar, bir refleks göstermiyorlar. Fakat yapıyı çözüp anladıktan sonra yavaş yavaş gülmeye başlıyorlar. Dediğim gibi burada biraz da biz Brechtyen bazı özellikleri kullanarak yaşadığımız bu acıları seyirciye aktarırken bundan garip bir şekilde eğlenmelerini demeyeyim ama evet hani gülümsemelerini sağlamak istedik. Bu doğru.

Ülkü Menderes: Sizi daha önce sahnelenen oyunların bazılarında sadece yazar, bazılarında sadece dramaturg, bazılarında hem yazar hem yönetmen olarak görürken bu oyunda ayrıca kostüm tasarımını da sizin üstlendiğimizi görüyoruz. Neden?

Gökhan Erarslan: Doğru tasarıma el attım. Hem sahne tasarımında hem kostüm tasarımında da adım var. Bunun aslında sebebi, ben bir dünya kurmuştum zaten. Kafamda vardı her şey ve çok netti. Bu nedenledir ki bu oyunda sahne ve kostüm tasarımında ben kendi imzamı attım. “Market” oyununda da bu böyleydi. Ben zaten yapıyı kafamda tamamen kurmuştum. Bundan ötürü de orada da sahne ve kostüm tasarımını ben yapmıştım. Burada da her şeyiyle ben zaten kafamda oynattığım için hiçbir problem yaşamadık. Önceden her şeyi planlayıp gelmiştim ki, ilk okuma provasında olması gereken olmadı. Ana rollerin dışındaki yan karakterleri, oyundaki  diğer üçlü aralarında paylaşıyorlar. Genellikle oyunun provalarında bir sen oku, birde sen oku, hani bir bakar yönetmen. Ben böyle bir şey yapmadım. İlk provadan sen şunu, sen bunu yapacaksın dedim ve bu başladığımız gibi devam etti. Çünkü elimdeki dört oyuncunun, neyi ne kadar yapabileceğini biliyordum. Örneğin beden ölçüsü bile istemedim. Gözümle görüyorum zaten oyuncun kaç beden giydiğini. O kadar aslında önceden hazırlanmış ve kafamda oynatmış, planlamış bir şekilde oyunu provaya başladım ve bunun da faydasını çok gördüm.

Ülkü Menderes: Oyunda canlı orkestra kullandınız. Bunun oyuna çok renk kattığını ve ayrı bir enerji oluşturduğunu yorumlardan okuyoruz. Seyirci tarafından çok sevilmiş. Rejiden çalmayıp canlı orkestrayı neden tercih ettiniz ve özellikle de oyunun başındaki o şarkı çok manidar değil mi? 

Gökhan Erarslan: Aslında bilinen şarkıları tercih ettik, orijinal beste yaptırmadık. Seyircilerin bildiği şarkıları, telifini ödeyerek aldık. Sadece “Mor ve Ötesi” grubuna teşekkür ediyorum. Onlar şirket şarkısını bize verirken herhangi bir telif almadılar. Barış Manço'nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” ve Sezen Aksu'nun “Hakin Bey” şarkısına teliflerini ödedik. Daha provalara geçmeden önce ben, bunları arzu edip koyacağımı düşünerek, planlayarak istemiştim. Seyircinin bildiği, aşina olduğu şarkılarla bunu yapmaya çalışmanın tabii ki bir nedeni vardı. O da seyircinin duruma dahil olmasını ya da mevcut yapıya katılımını çabuklaştırmak. Seçtiğimiz parçaların hepsi tematik bağlamda bizim oyuna çok uygun, çok müsait. Oyunda bu şarkıları, yerli yerinde, zamanında ve doğru kişilerle biz bunu okutuyoruz. Bu sefer de “Şarkılı, markalı bir şey yapayım.” dedim. 

Ülkü Menderes: “Orijinal Günahlar” medya ve seyirci tarafından tam not almış gibi görünüyor. Hakkında harika makaleler ve yorumlar okudum. Bu başarının sebebi yaptığınız işe inanmak mı?

Gökhan Erarslan: Yaptığım işe gerçekten ya da yaptığımız işe demeliyim, tek başıma ben yapmadım tabii ki. Evet, inanıyorduk, hem de en başından itibaren diyorduk. Ama, “Sezonun en iyi işini biz yapacağız.” , “Bu senenin en çok ses getiren oyunlarından birisi biz olacağız.” ya da “Acayip ödüller alacağız.” gibi düşüncelerle yola çıkmadık. En başından itibaren metinden yola çıkarak, bu derdi seyirciye aktarabilmek ve daha fazla insana ulaşabilmek bizim önceliğimiz oldu. Bunu sağlamaya başladığımız andan itibaren seyirci sayısı arttı zaten. Çünkü gelen seyirci şunu gördü ki: Bize dair bir şey anlatılıyor. Çoğunlukla gidilen oyunlarda seyirci kendisinden bir şeyler bulamamaya başladı son dönem tiyatrosunda. Belki o yüzden, bizim oyun onlara, çok yakın ve çok sıcak geldi. İyi oyunlar var, çok iyi kadrolar var ama çok seyirlik hani gerçekten çok seyirlik işler. Keyifle izliyorsun fakat bu kadar. Neredeyse birbirinin kopyası gibi.

Ülkü Menderes: Gerçekçi oyun yazmayı mı seviyorsunuz? 

Gökhan Erarslan: Evet. Yani ayağı yere sağlam bassın, bir derdi, bir sözü olsun ve bunu çarpıcı bir dille aktarabilsin istiyordum zaten oyunu doğru bir ekiple buluşturunca da  her şey kendiliğinden gelmeye başladı. Yoksa dört dörtlük bir oyuna imza attık diyemem. Elbette ki kusurları var, en başından itibaren vardı. Biz onları, mümkün mertebe iyileştire iyileştire yola devam ediyoruz. Çoğu seyirci samimiyetimizi görüyor, bu samimiyeti hissediyor, inanıyor ve bizim kusurlarımızı görmüyor ya da görmemeyi tercih ediyor. Ben görüyorum, oyundan sonra yapılan basit hatalara bazen kızıyorum. Ama seyirci  aldırış etmiyorlar, tolere ediyor. Niye? Çünkü biliyor. O samimiyeti, bizim anlatmak istediğimiz şeyin ne olduğunu görüp biliyor ve ona göre bir değerlendirme sunuyor. Şu ana kadar da hiç problem yok.

Ülkü Menderes: Lütfen oyunculara haksızlık etmeyin. Oyuncular hakkında yapılan yorumlar harika. Benim de izlediğim kadarıyla hepsi çok başarılı. Oyuncuların hepsi genç ve yeni isimler. Bu oyun için oyuncuları nasıl seçtiniz?

Gökhan Erarslan: Oyuncuların hepsi sahnede daha önce izlediğim arkadaşlardı. Ekibimdeki çoğul isim benim eski öğrencim zaten. Bu arkadaşlarım, ya son sınıf öğrencisi ya da yeni mezun. Kast yaparken özellikle, dizi jargonudur bu “No Name” isimler tercih ettim. Bilhassa hiç tanınmayan, insanların televizyondan göz aşinalığının olmadığı oyuncuları tercih ettim. Sahne sempatilerinin olması gerekiyordu. Bu, dördünde de var. Anlattıkları hikayeyi, benim arzu ettiğim gibi seyirciye ulaştırabileceğini her birinin biliyordum. O konuda da beni yanıltmadılar. Her karakter, kendi hikayesini anlatırken o sıcaklığı ve samimiyeti seyirciye hissettirebiliyor. Ben oyunculara “Seyirciyi yakalayabilmek için onları illa güldürmeniz gerekmiyor. Seyirciyi tırmalamanız, kaşımanız gerekmiyor. Net ve doğru bir iletişim kurarsanız seyirci zaten sizi anlayacak ve alkışlayacak.” dedim. Dolayısıyla hiçbirinin sahnede törpülenecek bir hareket yaptığını ve abarttığını görmüyoruz.  Çok sade, olması gerektiği kadarıyla oynuyorlar ve anlattıkları hikayeyi seyirciye geçiriyorlar.  

Ülkü Menderes: Oyunun yapımcısı  GestusArt. GestusArt'ın kurucusu siz misiniz? Gestus, Bertolt Brecht'in “Epik Tiyatro” kuramıyla birlikte, dramaya dayalı karşımıza çıkan bir tiyatro terimi değil mi? Anlamını “Toplumsal Davranış” olarak çevirebiliyoruz. Gestus olarak yaptığınız oyunlar, tam da isminizin anlamıyla birbirini tamamlıyor gibi gözüküyor. Bu ismi ve bu isme uygun oyunları seçmenizin nedeni nedir?

Yazar ve yönetmen Gökhan Erarslan: “Kurbanlar ve Faillerin Kim Olduğunu Bulmak Seyirciye Kalsın”

Gökhan Erarslan: Kurucusu ben değilim. Böyle yanlış bilinen bir gerçek bu. Kurucularından biriyim ama kurucusu değilim. Dört kurucusu var. Ben sadece onlardan bir tanesiyim. Gestus hakkında söylediklerin doğru. Evet. Kesinlikle yaptığımız oyunlar bu isimle doğru orantılı. Güzel bir tespitte bulunmuşsun. Toplumsal ve düşünsel boyutu yüksek, belirli bir sözü olan, iletişimi kuvvetli, yerli metinlerle devam edeceğiz. Bu topluma, bu topraklara, bu coğrafyaya dair bir şeyler söyleyen, bir şeyler anlatan, aktaran, doğru metinlerle seyirciyi buluşturmak bizim temel hedefimiz. Bunu yaparken de Brechtyen bir üslup arayışımız ya da daha doğrusu tercihimiz var.

Ülkü Menderes: GestusArt'da nasıl faaliyetler yapılıyor?

Gökhan Erarslan: Aslında GestusArt sadece bir tiyatro oluşumu değil, bir yanıyla da aslında bağımsız bir sanat oluşumu olarak ortaya çıkmaya başladı. Yazın atölyeleriyle başladı bu durum. Hatta o yazın atölyelerinden çıkan arkadaşların bazılarının bazı eserler ortaya koymaya başladığını şimdilerde görmeye başladık. Kitabı çıkan var, senaryosunu ortaya çıkarıp bununla ilgili görüşmeler yapmaya başlayanlar var. Bir diğer kurucularımızdan birisi olan sevgili Muâllâ Hoca’yla da okuma atölyesi ortaya çıkmaya başladı. Aslında niyetimiz edebiyat ve tiyatro ağırlıklı bir oluşum ortaya çıkarmaktı. Tiyatro bir adım öne geçti belki ama onu yavaş yavaş zaman içerisinde dengeleyeceğiz gibi gözüküyor.

Ülkü Menderes: Son zamanlarda fazlaca açılan oyunculuk kursları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gökhan Erarslan: Bu kadar çok oyuncuya ihtiyaç var mı? Ben onu düşünüyorum. Her şeyden önce iyi olan yoluna devam eder, sürekliliği sağlayabilen başarılı olan ayakta kalır ama bunu başaramayan zaten kendini eleyecektir diye düşünüyorum. Bu biraz zaman ve tecrübe meselesi… Zamanı doğru kullanabilen ve tecrübesini katbekat arttıran oluşumlar ayakta kalacaktır. Sadece ticari bazda bir şeylere yaklaşan oluşumların da ömrünün çok uzun olabileceğini düşünmüyorum, uzun olsa da nitelikli işler yapabilmelerini çok da mümkün görmüyorum.

Ülkü Menderes: Son zamanlarda gençlerin oyunculuğa aşırı yönelişinin nedeni sizce nedir?

Gökhan Erarslan: Oyunculuğa değil de ünlü olmaya daha çok arzulu olduklarını düşünüyorum. Dediğim gibi, hepsi için söylemiyorum tabii ki bunu ama çoğunun niyeti aslında ünlü olabilmek, şöhret olabilmek. Bunun için illa oyuncu olmalarına da gerek yok. Ünlü olmak istiyorlarsa youtuber da olabilirler. Bunun için dediğim gibi çok böyle didişmelerine gerek yok. Bunun ayrımını yapabilmeleri her şeyden önce önemli. Oyuncu mu olmak istiyorlar yoksa ünlü mü olmak istiyorlar? Bunu sorunun cevabını verebiliyorlarsa ona göre bir yol çizsinler kendilerine.

Ülkü Menderes: Siz, GestusArt'da konservatuara hazırlık kursları da veriyorsunuz. Peki bir oyuncunun konservatuardan mezun olması sizin kıstasınız mı?

Gökhan Erarslan: Değil. Okul çok önemli, çok şey ama her şey demek değil. Ben oyuncuyu ikiye ayırıyorum. Iyi oyuncu ve kötü oyuncu. Oyuncunun alaylısına ya da mekteplisine çok fazla bakmıyorum, eğer ki iyi oyuncuysa. Asla eğitimi de yadsıyamam. Çünkü her şeyden önce bu kendime ihanet olur. Öyle bir şey mümkün değil.

Ülkü Menderes: Bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Yeni oyunlarınızı şimdiden sabırsızlıkla bekliyor ve başarınızın devamını diliyorum.

14 Oca 2023 - 20:40 -

Mahreç  Ülkü Menderes


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Şehir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Şehir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Şehir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Şehir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.